Kayseri Sokaklarında Başlayan Hayal
Bugün yine odamda otururken, pencere kenarındaki eski defterimi açtım. Sayfalar sararmış, mürekkep hafifçe solmuştu ama duygular hâlâ taze. Bir yandan yağmur damlaları camı döverken, bir yandan da uzaklara dalıp Hindistan’ı düşündüm. Hindistan… O kadar uzak, o kadar gizemli bir yer ki, küçüklüğümden beri hayalini kuruyorum. Ama bugün aklıma başka bir şey geldi: “Hindistan’ı kim keşfetti?” Bu soru beni öylesine sardı ki, bir anlığına kendimi 500 yıl öncesinde, okyanusun ortasında hissettim.
Hikâye, tabii ki benim kendi kafamda başlıyor. O anlarda gözlerim kapanıyor ve kendimi bir kaşifin gözlerinden görüyorum. Denizin dibine, ufka, belirsizliğe bakıyor, içimde hem korku hem heyecan hissediyorum. Columbus mu? Evet, tarih kitapları öyle diyor ama bana kalırsa o yolculuk sadece bir başlangıçtı. Onun keşfi, sadece Avrupa’nın gözünden anlatılan bir hikâyeydi; benim hayalimde Hindistan, rengârenk baharatlarla, danslarla, egzotik bir karmaşayla doluydu.
Hayal Kırıklığı ve Umut
O gün oturduğum yerden defterime yazarken fark ettim ki, keşifler sadece coğrafi değil, duygusal da olabiliyordu. Benim Kayseri sokaklarındaki keşfim de öyleydi. İnsanların gözlerinden okuduğum hikâyeler, pazarın kalabalığı, kahve kokusu… Her şey bana bir Hindistan masalını anımsatıyordu. Ama yine de bir hayal kırıklığı vardı içimde. Neden? Çünkü Columbus’un hikâyesi anlatılırken, yerli halkın gözünden hiçbir şey söylenmiyordu. O masum insanların hayatları, kültürleri, umutları, sevinçleri, korkuları… Hiçbiri yoktu.
Benim için keşfetmek, sadece bir yere ayak basmak değil; orayı hissetmek demekti. O yüzden yazarken hem heyecanlı hem de hüzünlüyüm. Hani bazen bir filmi izlerken gözleriniz doluverir ya, işte öyle bir his. Columbus okyanusu geçerken hissettiği korku ile benim kalbimde hissettiğim kaygı arasında tuhaf bir bağ var.
Denizin Ötesine Yolculuk
Bir gece rüyamda kendimi bir gemide buldum. Dalga sesleri kulaklarımda, rüzgar yüzümü yalıyor. Columbus’un gözlerinden bakıyorum dünyaya. Her şey belirsiz, ama kalbim atıyor. Bir yanda heyecan, bir yanda korku. Bu sırada düşündüm ki, keşfetmek sadece adımlarla ölçülmez. Bir ülkeyi, bir kıtayı keşfetmek, aynı zamanda kendi iç dünyanı keşfetmek demekti.
O an hissettiğim şey tarifsizdi. Heyecanlıydım ama aynı zamanda biraz da yalnız. Gemideki deniz kadar geniş, gecenin karanlığı kadar sessiz bir yalnızlık… Bu yalnızlık bana insan olmanın, hayal kurmanın ve hayal kırıklığına uğramanın ne demek olduğunu hatırlattı.
Bir Genç Olarak Duygularım
Kayseri’de, odamda otururken hissettiğim bu karmaşık duygular bana çok şey öğretti. Columbus’un Hindistan’a yolculuğu, bir anlamda herkesin kendi hayallerine doğru çıktığı yolculuk gibiydi. Benim hayallerim de bazen okyanuslar kadar uzak, bazen sokaklar kadar yakın.
Yazarken kendimi ifade etmekten korkmuyorum. Hayal kırıklıkları, umutlar, heyecanlar… Hepsi burada, kağıt üzerinde yaşıyor. İçimde bir yerlerde, Hindistan’a dair merak, keşfetme isteği ve bir nebze hüzün hep var. Ama bu duygular olmasa, hayatın kendisi de eksik olurdu.
Hikâyenin Sonu Mu?
Belki bu yazıyı okuyan biri Columbus’u ya da Hindistan’ı araştıracak, belki bir başka genç de kendi hayalini kuracak. Ama benim için bu hikâye bitmedi. Kayseri sokakları, defterimdeki mürekkep, pencereden akan yağmur… Hepsi bana hatırlatıyor ki, keşfetmek sadece bir yer değil, bir his, bir yolculuk, bir umut.
Columbus Hindistan’a ayak bastı mı? Tarih öyle diyor. Ama benim kalbimde Hindistan’ı keşfetmek, onun masallarını, renklerini, kokularını hissetmek demek. Ve ben her gün, her yazımda, kendi küçük Hindistan’ımı keşfetmeye devam ediyorum.
—
Bu yazıyı yazarken kalbim hep açık kaldı, duygularım kağıda döküldü ve umarım okuyan herkes kendi hayal yolculuğuna çıkarken bir nebze de olsa hisseder. Herkesin kendi Hindistan’ı vardır; bazen uzak, bazen çok yakında, ama hep keşfetmeye değer.