Askerde Şapkasız Selam Verilir Mi?
Askerde olmanın bir parçası vardı, hepimizin bildiği o kurallarla dolu, disiplinli hayat… Bazen hiç beklemediğin bir anda, o kurallar bir anda seni ele geçirir ve seni, kendi varlığını sorgulayan bir hale getirir. İşte ben de böyle bir an yaşadım. O gün, hem askerlik hayatımın hem de içsel dünyamın bir dönüm noktası oldu.
O gün, Kayseri’nin soğuk sabahında, şapkasız bir şekilde bir komutana selam vermek zorunda kalacağımı hiç düşünmemiştim.
O Gündüz, O Soğuk, O An
O sabah her şey sıradan başladı. Kışın o soğuk, kayıp gibi düşen kar tanelerinin altındaki garnizonumuzda, günün ilk ışıklarıyla kalktım. Dışarıda kar yağıyor, hepimiz birbirimize aynı, dün gibi bakıyorduk. Tıpkı dün olduğu gibi, şapkamızla, botlarımızla hazırlıklarımızı tamamlayıp, günün eğitimlerine gitmeye başlayacaktık. Ama o sabah bir şey farklıydı. Yaşadığım bir içsel çatışma, kalbimi huzursuz bırakıyordu. Bu, şapkasız selam verme meselesiydi.
İlk başta her şey normaldi. Sabah kahvaltısını yaparken, yanımda oturan arkadaşım Metin gülerek “bugün komutan gelirse ne yapacağız?” dedi. Şaka gibi gelmişti. Çünkü komutanın, sabah sabah yüzümüze bakmak için ortada ne işi vardı ki? Ama sonra… Sonra o an geldi.
Komutan, sabah kısa bir denetim yapmak için eğitim alanına doğru gelirken, herkesin dikkatli olması gerektiğini söyledi. Üstündeki kıyafetler, her zaman olduğu gibi, parıl parıl parlıyordu. Ellerinde göz kamaştırıcı şapkası ile, bizlerin şapkasız olması, büyük bir eksiklik gibi gözüküyordu.
Bir anda gerildim. Şapkasız selam verilir mi? diye düşündüm. Daha önce hiç düşünmemiştim. Ne olursa olsun, o an içimdeki endişe yükseldi.
Hayal Kırıklığı ve Bir Anlık Duraksama
Komutan yaklaşıyor, bizim gözlerimiz ona odaklanmış, göğüslerimiz kabarıyor. İçimden bir şeyler söylemek istiyorum ama bir türlü sesim çıkmıyor. Şapkam yok, ne yapacağım? Başımda o kırmızı şapka yok. Ve tüm bedenim bir anda donup kalıyor.
Beni düşündüren tek şey, bir asker olarak“saygı” ile ilgili tüm kuralları yerine getirme meselesiydi. Ama o anda, sanki farklı bir yerden bakıyordum; ya şapka ile selam vermek daha samimi olacaksa? Ya bir komutanın gözlerindeki gerçek saygıyı şapkasız gösteremeyeceksek?
O an için “şapkasız selam verilmez mi?” sorusu ruhumda bir boşluk bıraktı. Bütün bu düşünceler, üzerime çökmeden önce, gözlerim komutanı takip ediyordu. O kadar yaklaştı ki, soluğum kesildi.
Şapkasız Bir An, Şapkasız Bir Selam
İçimden bir şeyler bağırıyordu: “Selam ver!” Bu arada, sanki başımda şapkamı hissediyormuş gibi, o an içimdeki tüm kalp atışlarını kontrol etmeye çalıştım. Elimi kaldırırken, şapkasız bir selam vermek için, gözlerim komutana odaklandı.
Ve… o an geldi. O an hiç beklemediğim bir şekilde, komutan bir adım daha attı ve başını eğdi. Evet, şapkasız selam verildi.
Fakat o anı yaşarken bir şey fark ettim. Selam vermek, aslında sadece başındaki şapkaya değil, yüreğine de bağlıymış. O an, sadece “şapkasız” olmam değil, aynı zamanda “gönülden verdiğim bir saygı”ydı. Kalbim hızlı bir şekilde çarptı. Gözlerim, sadece komutanı görmek değil, bir anlığına kendimi görmekti. Bir an, sadece kendime doğru bakarak, doğru bir şey yaptığımı fark ettim.
Komutan da şapkasız olduğumu fark etmişti. Ama o anda verdiği tepkiyi düşünmüyordum bile. Gözlerindeki saygıyı hissettim. Hiçbir şey daha anlamlı olamazdı. O anda şapka önemli değildi, önemli olan içindeki saygıydı.
O Günden Sonra
O günden sonra, şapkasız bir şekilde her zaman aynı güvenle selam verebildim. O günün anlamını tam olarak çözemedim ama o duyguyu asla unutmadım. Bazen, o kadar kurallarla doluyuz ki, bazen bir şeyin doğru olup olmadığını bile bilmeden yaptığımızı hissediyoruz. Ancak, gerçek samimiyet ve saygı, hiçbir kurala takılmaz. O an şapkasız olmanın aslında önemli olmadığını fark ettim. Her şey, gönülden gelen bir içsel bağ ile ilgiliydi.
Selam verdiğimizde, karşımızdaki kişinin gözlerindeki anlamı görmek çok kıymetli. Şapka, selamın anlamını değiştirmez; aslında, o an hissettiğin niyetin, seni daha fazla büyütür.
Ve o günden sonra, askerde şapkasız selam verilir mi? sorusunun cevabı değişti. Evet, verilir. Hem de en içten şekilde…